Showing posts with label kişisel. Show all posts
Showing posts with label kişisel. Show all posts

Saturday, June 11, 2016

Satranç

Zweig'in olumunden sonra, 1942 yilinda yayinlanan Satranc; Avrupa'nin en bunalimli gunlerinde Nazilerin kendi karsitlarina uyguladiklari baskilari ve bu baskilar altinda bunalan ve aklini yitirmesine ramak kalmis bir insanin kendini kurtarma savasini anlatir..

Sunday, November 1, 2015

Kafamda Bir Tuhaflık

"Kafamda Bir Tuhaflık" bir Orhan Pamuk kitabı..
İçinde İstanbul var, 50 yıllık dönüşümü ile birlikte...
Köylerinden gelen ve zamanında bir arsa kapatan insanların şimdi birer apartman sahibi olduğu hikayelerini çoğumuz dinlemişizdir..
Bu hikayeleri anlatıyor Orhan Pamuk, oldukça basit ve akıcı bir dille..
Köylerinden bir umutla gelip tutunabilenler ve tutunamayanlar geçiyor  bu hikayelerde...
Aradığını bulabilenler ve pek tabi bulamayanlar...
Bir taraftan bir çoğumuzun unuttuğu bir çoğumuzunsa hiç görmediği meslekler tatlandırıyor hikayeyi, bozacılık yoğurtçuluk gibi...
Sonra aşkı anlatıyor, en basit en masum haliyle...
Başlarda akmıyor gibi hissetse de bir kaç sayfa çevirince elinizden bırakamıyorsunuz kitabı ve başkahramanı Mevlut'u...
Bende iz bırakanlardan oldu... Kitap arayışında olanların da aklında bulunsun... Sevgilerimle...

Thursday, October 22, 2015

leyla ile mecnun...

işte bilgisayar başında oturmamdan ve uzunca bir süre önce ipad'lerin hayatımıza girmiş olmasından gerek, evde bilgisayar açmayı istemiyorum hiç..
açınca da kapatmak bilmiyorum...
eve geldiğimden beri nostalji yapıyorum bugün...
önce eski fotoğraflar... şimdi de eski şarkılar..
özledim bu diziyi...
kendisi ayrı güzel, müzikleri ayrı... hikayesi apayrı...
dinlemek isteyen buraya tıklayabilir...
sevgiler...

Bir bildiğin varsa söyle içerinde kalmasın
Aklım duvar oldu burda olmaz dersen olmasın
Aklın bende kalmasın, bu sende yük olmasın
Kalbin burda durmasın, olmasa da olmasın

Bir sevdiğin varsa söyle, sonra mevzu olmasın
Fikrim ziyan oldu burda, olmaz dersen olmasın
Aklın bende kalmasın, bu sende dert olmasın
Kalbin burda durmasın, olmasa da olmasın

İçipte var mı ölmeyen dertten, sevipte ölmeyen var mı?


Leyla ile Mecnun

Wednesday, June 12, 2013

31.05.2013

sevgili Gezi direnişi;
tarih seni nasıl yazacak bilmiyorum ama,
konu doğadan başladığı için,
bu sefer memleket meselesi dediğin en hassas yerimden vurdu beni...

hala bir parkı savunurken yediğim gazı unutamıyorum,
hala rüyalarımda görüyorum,
hala uyuyamıyorum...
kısaca hala hazmedemiyorum seni...
galiba biraz daha zaman gerek belki aklıma ve bana...

Direniş...

Tuesday, April 30, 2013

meleklerle yaşamak...

bu aralar bir kitaba sardım... adı Meleklerle Yaşamak... yazarı Beki Erikli.
şipşak okunan cinsten, sade ve basit bir anlatım...
içerik ise bir takım spiritüel konular :) kimine ütopik gelecek cinsten...
yazarın "isterseniz tamamına inanmayın, sadece inandığınız kadarını yanınıza alın" yaklaşımını sevdim..
melekleri hep yanında hissetmeye ihtiyacı olanlara naçizane tavsiyemiz olsun... :)


Wednesday, January 23, 2013

seramik for dummies... :)

hafta sonu 5 saatlik bir seramik kursuna gittim...
daha öncesinde seramik nedir bilmişliğim,
o çamuru elime almışlığım yok...

bu kurstan sonra becerilerimi gayet net anladığımdan olsa gerek,
bir daha seramik tecrübesi yaşayacağımı zannettiğim de yok :]

amma velakinnn...
değişiklik yapmanın,
yeni deneyimler edinmenin,
insanı gündelik karmaşalardan uzaklaştırdığını da söylemeden geçemeyeceğim :] :]

bizim hedef sanat eserimiz Renoir'ın meyve tabağı resmiydi...
tabi hiçbirimizin "eseri" resmin orjinal haline benzemedi :D
asıl görüntü fırında pişip kuruyunca netleşecek,
ancak vaziyet şimdilik aşağıdaki gibi...
son durumları ise merakla bekliyoruz biz de..
inşallah evin bir yerlerine koyabilecek kadar düzgün olurlar...
özellikle narlardan ümitliyim :]
evime "bereket" koyacağım, görürsünüz! :]

kahve elma nar :]

elma ve nar Renoir'in meyve tabağıyla... 
aslında düşündüm de, en kolayı patates yapmak olurdu galiba :]


boyadan sonra bizimkiler...

ve masamızın son hali...

gsü yanıyor...

canım okulum...
5 yılımı geçirdiğim yer...
mezun olurken son pozlarımızı çektirdiğimiz süslü salon...
142 yıllık bir bina...
dün akşam çıkan bir yangınla...
of..
izlerken yalnızca okulum değil, inanın içim yandı...

Galatasaray'lı olmak garip bir şey...
okulumun taşınacağı,
yerine otel yapılacağı,
gibi spekülasyonlar çok...
ama diyorum ya farklı bir duygu bizimkisi...
benim bu spekülasyonların hiçbirine itimadım yok...
içinde bulunduğum aileye o kadar çok güveniyorum ki,
buna izin verilmeyeceğine o kadar inanıyorum ki…
çünkü bu ailenin kurduğu birlik ve dayanışma o kadar büyük ki...

binanın dışı yapılır, içi de yapılır...
en çok o kitaplara üzülüyorum…
eskisi gibi olması zor o tarihi okuma salonunun...
ama neresinden tutarsak kar...
şimdi büyük iş düşüyor "camia"ya...
birliğe, dayanışmaya…
ve biz mezunlara…
en çok şimdi ihtiyaç var destek olmaya…
dediğim gibi, ben güveniyorum bize, yani Galatasaray'a...


önce...

yangında..

sonra..

ve geriye kalan...

Monday, December 10, 2012

başka türlü bir şey

ben müziğe, hep, ruh halinin uç noktalarında sarılırım..
ya çok mutsuzken, rengim karanlıkken...
ya da çok mutluyken, içim kıpır kıpırken...

bu yüzdendir ki paylaştığım şarkılar da hep uçlarda...
birbirleri ile yakından uzaktan alakaları bulunmamakta...

işte kötü anlardan, taa içimden kopup gelen, bir şarkı, size..
aynı zamanda bir korku...
eskiye göre daha mı az umut ediyorum dedirten...
içimi kemiren...
ve Yeni Türkü'den... "Başka türlü bir şey"...

Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz
Havası ayrı hava

Nerde gördüklerim nerde o beklediğim
Rengi başka tadı başka
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığımdan uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince,dalın yüksekliğince rüzgarda
Ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince


Thursday, November 29, 2012

he-man!

nakaratı hariç tüm sözlerini sevdim bu şarkının...
enerjik, insanı kıpır kıpır eden, evde hop hop dans ettiren tipten...
bir de bu kadar güzel uyuyorsa insana :]


Dünyayı bir tur döndürecek,
Bu bi kaç dakka sürecek,
Onunla dönücem ben..

Beni ben diye sevecek,
Yıldızlara götürecek,
Orda kalıcam ben..

Meteorları tutacak,
Uzaya savuracak,
Alkış tutucam ben..

Yenilgi nedir bilmeyecek,
Bi dokunsa devirecek,
Ay bayılıcam ben..

Ah onunla kurulur,
Dünyada cennet,
Önüme dikilen çok korksun
Ah hep onu aradım bulurum elbet
Kahramanım o evet..

Monday, November 19, 2012

kahvaltı

hiç şüphesiz...
günün en sevdiğim öğünü..
hele de hafta sonu olanı...
özene bezene hazırlanırsa bir de...
yenmiyor tadındaan... :]

Sunday, October 14, 2012

kusur...

Vanessa Paradis'in aşağıdaki fotoğrafına bakarken düşündüm de;
ben kesinlikle kusur seviyorum...

Tuesday, October 2, 2012

mevsim sonbahar

bir duygusallık...  bir sıkılganlık...
bir halsizlik.. ve de alınganlık...

havaların bir öyle bir böyle olması sonra...
bir kasvet bir karamsarlık..

eşik değerde tahammül seviyesi...
hiçbir şey yapmama isteği ...
sabah yataktan çıkmamak ya da işe gelmemek...
için anlamsız çırpınışlar...

hep iyi olacak değiliz ya,
bu ara bende mevsim sonbahar...

Monday, September 17, 2012

Yaşlılık

Zülfü Livaneli'nin Yaşlılık adlı yazısını okudum bugün…
Yazının adı Yaşlılık olunca insanın kendi yaşlılığını düşünmesi de kaçınılmaz oluyor tabi ki…

henüz 20’li yaşların ikinci yarısındayken bile hayatın git gide daha güzel olduğunu düşünenlerdenim ben…
yaşlandığımdan değil, büyüyüp serpildiğimden J...
çünkü bence olgunlaştıkça insan, kime/neye ne kadar değer vereceğini,
ne için üzülüp sevineceğini...
daha iyi hesaplıyor…
eskiden dert edileni artık takmıyor...
olgunlaştıkça kendi değerini daha iyi anlıyor…
onu mutlu eden şeyi… onu mutlu eden insanı… ayırt edebiliyor…

yaşlılığıma gelecek olursak yeniden…
kısmet olur da görürsek eğer...
bence keyifli olacak yaşlılık…
Zülfücüğümün de yazısında belirttiği gibi, aynen,
değerlendirilen değil, değerlendiren olmak, kolay gelecek bizlere..
"hoca hep bildiğim yerlerden sordu" hissi verecek…
gençliğe göre hırslar, beklentiler azalacak…
önümüzde elde edilecekler değil, ardımızda elde edilmişler olacak…
güzel olacak…
sağlık, bir de pek tabi birlikte yaşlanmak istediklerin varsa yanında,
yenmeyecek tadından… yaşlılığın… bence...

Monday, September 10, 2012

Life as I See it...

herkesin bir tarzı vardır..
benimki... sade...

her bloğun bir teması vardır..
bu bloğunki şudur bence..

"Life as I See it"

Tuesday, September 4, 2012

susuyorum≠düşünmüyorum

susuyorsam;
düşünmüyorum değil...

yine okuyorum haberleri..
şehit dediklerinde ürperiyor tüylerim..
daha fazlasını duymak.. izlemek... dinlemek..  is te mi yo rum...

ama..
bazen çaresiz hissediyorum işte..
çaresizce küfür ediyorum sadece...

Can Yücel'den ben ve benim gibi hissedenler için gelsin bu nedenle;

Şiirlerinde küfür etme diyorlar usûlsüz,
Lan bu kadar o. çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?


...

Tuesday, August 28, 2012

bu aralar...

en sürükleyici kitap: Safran Foer'den asiri gurultulu ve inanilmaz yakin
en çok dinlenen şarkı: red hot chili peppers'dan can't stop
en çok gidilen yer: starbucks
en özlenen yer: karadeniz
en çok izlenen dizi: game of thrones
en etkisinde kalınan film: incir receli ( yes, ancak izledim :) )
en keyif veren: kahve ve ılık hava
en hayıflandıran şey: işteki gergin insanlar

bunlar bu ara.. devamı bir ara... ;)

Monday, August 27, 2012

2011'de özlemişim :]

Masaüstümde 2011 özlediklerim isimli bir klasör buldum...
açtım baktım 15 kadar fotoğraf var içinde...

1 yıl  içindeki ruh halimden yer yer alıntılar gibi...

bazen günlük tutar gibi, ruha ait bir kaç resim de koymalı kenara insan...
özellikle böyle sonraları bakması bir keyifli bir keyiflii :)

işte bir kaç tanesi..
fazla doğal...
ve de birbirinden fazla alakasızlar..
ama ben yine de sevdim..
altlarındaki yazılar ise klasörde kendimce yazdığım isimlere denk geliyorlar... :):)

benim eskiden böyle bir köpeğim vardı

 université Galatasaray

 o papatya

mastır yaptığım bu şehri, kenara attığım bisikleti.. çok özledim..