Zweig'in olumunden sonra, 1942 yilinda yayinlanan Satranc; Avrupa'nin en bunalimli gunlerinde Nazilerin kendi karsitlarina uyguladiklari baskilari ve bu baskilar altinda bunalan ve aklini yitirmesine ramak kalmis bir insanin kendini kurtarma savasini anlatir..
Showing posts with label kitap. Show all posts
Showing posts with label kitap. Show all posts
Saturday, June 11, 2016
Sunday, November 1, 2015
Kafamda Bir Tuhaflık
"Kafamda Bir Tuhaflık" bir Orhan Pamuk kitabı..
İçinde İstanbul var, 50 yıllık dönüşümü ile birlikte...
Köylerinden gelen ve zamanında bir arsa kapatan insanların şimdi birer apartman sahibi olduğu hikayelerini çoğumuz dinlemişizdir..
Bu hikayeleri anlatıyor Orhan Pamuk, oldukça basit ve akıcı bir dille..
Köylerinden bir umutla gelip tutunabilenler ve tutunamayanlar geçiyor bu hikayelerde...
Aradığını bulabilenler ve pek tabi bulamayanlar...
Bir taraftan bir çoğumuzun unuttuğu bir çoğumuzunsa hiç görmediği meslekler tatlandırıyor hikayeyi, bozacılık yoğurtçuluk gibi...
Sonra aşkı anlatıyor, en basit en masum haliyle...
Başlarda akmıyor gibi hissetse de bir kaç sayfa çevirince elinizden bırakamıyorsunuz kitabı ve başkahramanı Mevlut'u...
Bende iz bırakanlardan oldu... Kitap arayışında olanların da aklında bulunsun... Sevgilerimle...
İçinde İstanbul var, 50 yıllık dönüşümü ile birlikte...
Köylerinden gelen ve zamanında bir arsa kapatan insanların şimdi birer apartman sahibi olduğu hikayelerini çoğumuz dinlemişizdir..
Bu hikayeleri anlatıyor Orhan Pamuk, oldukça basit ve akıcı bir dille..
Köylerinden bir umutla gelip tutunabilenler ve tutunamayanlar geçiyor bu hikayelerde...
Aradığını bulabilenler ve pek tabi bulamayanlar...
Bir taraftan bir çoğumuzun unuttuğu bir çoğumuzunsa hiç görmediği meslekler tatlandırıyor hikayeyi, bozacılık yoğurtçuluk gibi...
Sonra aşkı anlatıyor, en basit en masum haliyle...
Başlarda akmıyor gibi hissetse de bir kaç sayfa çevirince elinizden bırakamıyorsunuz kitabı ve başkahramanı Mevlut'u...
Bende iz bırakanlardan oldu... Kitap arayışında olanların da aklında bulunsun... Sevgilerimle...
Tuesday, April 30, 2013
meleklerle yaşamak...
bu aralar bir kitaba sardım... adı Meleklerle Yaşamak... yazarı Beki Erikli.
şipşak okunan cinsten, sade ve basit bir anlatım...
içerik ise bir takım spiritüel konular :) kimine ütopik gelecek cinsten...
yazarın "isterseniz tamamına inanmayın, sadece inandığınız kadarını yanınıza alın" yaklaşımını sevdim..
melekleri hep yanında hissetmeye ihtiyacı olanlara naçizane tavsiyemiz olsun... :)
şipşak okunan cinsten, sade ve basit bir anlatım...
içerik ise bir takım spiritüel konular :) kimine ütopik gelecek cinsten...
yazarın "isterseniz tamamına inanmayın, sadece inandığınız kadarını yanınıza alın" yaklaşımını sevdim..
melekleri hep yanında hissetmeye ihtiyacı olanlara naçizane tavsiyemiz olsun... :)
Friday, December 7, 2012
puCCa..
o eski bir blog yazarı...
şimdi kitap yazarı, köşe yazarı...
o, sanırım, okurken en çok güldüğüm insan... :] :]
kendimden, geçmişimden, çömezliğimden, endişelerimden bir parça bulduğum...
herkesin aşağı yukarı aynı korkuları,
aynı heyecanları yaşadığını,
hissettiren cinsten...
şimdiye dek çıkardığı kitap sayısı üç..
tamamını okudum...
hepsi akıcı, eğlenceli...
son kitabının adı; Allah beni böyle yaratmış...
açıkcası, diğer kitaplarına göre ticari kaygıyı biraz hissetmedim desem yalan olur...
sayfa sayısını artırmak için bol bol kullanılan boşluklara dikkat etmemek mümkün değil...
ama; okurken eğlenirken,
puCCayla gülerken,
bende vaziyet tam olarak şu:
şimdi kitap yazarı, köşe yazarı...
o, sanırım, okurken en çok güldüğüm insan... :] :]
kendimden, geçmişimden, çömezliğimden, endişelerimden bir parça bulduğum...
herkesin aşağı yukarı aynı korkuları,
aynı heyecanları yaşadığını,
hissettiren cinsten...
şimdiye dek çıkardığı kitap sayısı üç..
tamamını okudum...
hepsi akıcı, eğlenceli...
son kitabının adı; Allah beni böyle yaratmış...
açıkcası, diğer kitaplarına göre ticari kaygıyı biraz hissetmedim desem yalan olur...
sayfa sayısını artırmak için bol bol kullanılan boşluklara dikkat etmemek mümkün değil...
ama; okurken eğlenirken,
puCCayla gülerken,
bende vaziyet tam olarak şu:

Sunday, September 30, 2012
Sultanı Öldürmek...
Efendim, kendisi, 2012 Nisan'da çıkan bir Ahmet Ümit kitabıdır öncelikle...
İlk defa Ahmet Ümit okuyacaklara;
Gidin başka kitaptan başlayın!
derim... :]
Yok ben daha önce de okumuştum'culara;
Ahmet Ümit'in diğer kitaplarındaki polisiyelik yerini bu kitapta tarihe ve psikolojiye bırakmış..
Polisiye ise kitabı daha okunabilir kılmak için işin kozmetiği niyetine kullanılmış...
Yani okumadığınız başka Ahmet Ümit kitabı varsa oradan devam edebilirsiniz :] :]
Şaka bir yana; kitabı Mayıs ayında ve ilkbahar ruhunda okumaya başladığım için oldukça zorlandım (kitap hep kar hep kış hep kıyamet)..
Ancak hem bir şeyler öğreneyim hem diğer kitaptan özlediğim komiser Nevzat ve saz arkadaşları ile hasret giderim diyorsanız, tavsiye edilebilir...
Bu arada ilginçtir, bu kitabın bir de tanıtım filmi var :) merak edenler buyrun buraya... ancak okumayanlar dikkat etsinler, içinde bol miktarda spoiler bulunmakta...
İlk defa Ahmet Ümit okuyacaklara;
Gidin başka kitaptan başlayın!
derim... :]
Yok ben daha önce de okumuştum'culara;
Ahmet Ümit'in diğer kitaplarındaki polisiyelik yerini bu kitapta tarihe ve psikolojiye bırakmış..
Polisiye ise kitabı daha okunabilir kılmak için işin kozmetiği niyetine kullanılmış...
Yani okumadığınız başka Ahmet Ümit kitabı varsa oradan devam edebilirsiniz :] :]
Şaka bir yana; kitabı Mayıs ayında ve ilkbahar ruhunda okumaya başladığım için oldukça zorlandım (kitap hep kar hep kış hep kıyamet)..
Ancak hem bir şeyler öğreneyim hem diğer kitaptan özlediğim komiser Nevzat ve saz arkadaşları ile hasret giderim diyorsanız, tavsiye edilebilir...
Bu arada ilginçtir, bu kitabın bir de tanıtım filmi var :) merak edenler buyrun buraya... ancak okumayanlar dikkat etsinler, içinde bol miktarda spoiler bulunmakta...
Sunday, September 16, 2012
Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın 3
Bazı kitapları hemen bitirmemek için yavaş yavaş okursunuz ya.. Bu kitap onlardan biri oldu benim için...
Adı Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın... Orjinal adı Extremely Loud and Incredibly Close... Yazarın adı Jonathan Safran Foer...77 doğumlu.. İlk kitabını henüz 25 yaşındayken yazmış.. Kıskanılası :] Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ise ikinci kitabı... Kendisi kitap yazmamış, resmen edebi bir şov yapmış...
Kitabın konusu olağanüstü değil bence... Bu kadar özel kılan ne derseniz kesinlikle anlatım teknikleri ve kurgusu derim... Bazılarını zorlayabilir tarzı, bazıları "sadede gel Jonathan" diyebilir ama ben bu kitabı "yere göre sığdıramadıklarım" arasına koydum bile...
Kitapta esas oğlanın adı Oscar... Oscar'cık henüz 9 yaşında.. 11 Eylül'de babasını kaybediyor.. Ölümünden 2 yıl sonra babasından kalan bir vazonun içinde bir anahtar buluyor.. Ve Oscar anahtarın açacağı kilidin peşine düşüyor... Kilide yaklaştıkça babasına da yaklaştığını düşünüyor Oscar... Tek tek kapıları çalıp tüm kilitleri deniyor.. Ve hesaplarına göre Newyork'ta hala denenmesi gereken 162 milyon kilit bulunuyor... İşte tam bu sırada kesişiyor bazı hayatlar... İç içe giriyor insanlar... Ve git gide, hikaye, dramatik bir olaydan umut verici bir sona dönüşüyor.
Kitapta Oscar'ın hayal gücü etkileyici, icatları eğlenceli... Bolca kullanılan resimler ise sürükleyici.. Okuduklarınızın ardından şak diye açılmaları dumur ediyor... Son sayfalardakiler özellikle... Kilitliyor... Hikaye yalnızca Oscar'ın ağzından anlatılmıyor... Babanne ve dede de söz haklarını kullanıyor zaman zaman... Bazen o sırada kimin konuştuğunu anlamıyorsunuz.. Ama sevilesi bir karmaşa yaratıyor bu durum... Sevgili Jonathan benim gibi altını çizerek kitap okuyanları da düşünmüş sağ olsun, bazı sayfalarda mor kalemle çizilmiş satırlar... Filmi de çevrilmiş kitabın, isimden kaybetmiş ve pek sevilmemiş (hep şu yanlış çeviriler!)... Fragmanı bile güzel, izlemek isterseniz buyrunuz...
Kitapta beni en çok ne etkiledi derseniz, yukarıda yazdıklarım aksine, 11 eylülde, kulelerin yıkılma anına dair anlatılan her şey, derim... 11 eylül dışında altını çizdiklerim:
“Yitirmek hiç sahip olmamaktan iyidir. Hiç sahip olmadığım bir şeyi yitirdim ben.”
"Terk etmeni affedebilirim ama geri dönmeni affedemem."
"Hiçbir şeyi özlediğin şeylerden daha çok sevemezsin."
"Yaşamak zorunda olmamız fenaydı ama asıl trajedi tek hayat yaşamak zorunda olmamızdı çünkü iki hayat yaşayabilseydim birini onunla geçirirdim."
"Savaş" ... "Hiç sebepsiz birbirimizi öldüreceğiz! Bu insanlığın insanlığa açtığı bir savaş ve ancak savaşacak kimse kalmadığında bitecek."
"Hayatına bir sürü insan girer ve çıkar! Binlercesi! Girebilsinler diye kapıyı açık tutman gereklidir. Ama bu aynı zamanda gitmelerine izin vermek de demektir."
"Umarım bir gün sen de sevdiğin biri için anlamadığın bir şey yapma deneyimini yaşarsın."
Adı Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın... Orjinal adı Extremely Loud and Incredibly Close... Yazarın adı Jonathan Safran Foer...77 doğumlu.. İlk kitabını henüz 25 yaşındayken yazmış.. Kıskanılası :] Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ise ikinci kitabı... Kendisi kitap yazmamış, resmen edebi bir şov yapmış...
Kitabın konusu olağanüstü değil bence... Bu kadar özel kılan ne derseniz kesinlikle anlatım teknikleri ve kurgusu derim... Bazılarını zorlayabilir tarzı, bazıları "sadede gel Jonathan" diyebilir ama ben bu kitabı "yere göre sığdıramadıklarım" arasına koydum bile...
Kitapta esas oğlanın adı Oscar... Oscar'cık henüz 9 yaşında.. 11 Eylül'de babasını kaybediyor.. Ölümünden 2 yıl sonra babasından kalan bir vazonun içinde bir anahtar buluyor.. Ve Oscar anahtarın açacağı kilidin peşine düşüyor... Kilide yaklaştıkça babasına da yaklaştığını düşünüyor Oscar... Tek tek kapıları çalıp tüm kilitleri deniyor.. Ve hesaplarına göre Newyork'ta hala denenmesi gereken 162 milyon kilit bulunuyor... İşte tam bu sırada kesişiyor bazı hayatlar... İç içe giriyor insanlar... Ve git gide, hikaye, dramatik bir olaydan umut verici bir sona dönüşüyor.
Kitapta Oscar'ın hayal gücü etkileyici, icatları eğlenceli... Bolca kullanılan resimler ise sürükleyici.. Okuduklarınızın ardından şak diye açılmaları dumur ediyor... Son sayfalardakiler özellikle... Kilitliyor... Hikaye yalnızca Oscar'ın ağzından anlatılmıyor... Babanne ve dede de söz haklarını kullanıyor zaman zaman... Bazen o sırada kimin konuştuğunu anlamıyorsunuz.. Ama sevilesi bir karmaşa yaratıyor bu durum... Sevgili Jonathan benim gibi altını çizerek kitap okuyanları da düşünmüş sağ olsun, bazı sayfalarda mor kalemle çizilmiş satırlar... Filmi de çevrilmiş kitabın, isimden kaybetmiş ve pek sevilmemiş (hep şu yanlış çeviriler!)... Fragmanı bile güzel, izlemek isterseniz buyrunuz...
Kitapta beni en çok ne etkiledi derseniz, yukarıda yazdıklarım aksine, 11 eylülde, kulelerin yıkılma anına dair anlatılan her şey, derim... 11 eylül dışında altını çizdiklerim:
“Yitirmek hiç sahip olmamaktan iyidir. Hiç sahip olmadığım bir şeyi yitirdim ben.”
"Terk etmeni affedebilirim ama geri dönmeni affedemem."
"Hiçbir şeyi özlediğin şeylerden daha çok sevemezsin."
"Yaşamak zorunda olmamız fenaydı ama asıl trajedi tek hayat yaşamak zorunda olmamızdı çünkü iki hayat yaşayabilseydim birini onunla geçirirdim."
"Savaş" ... "Hiç sebepsiz birbirimizi öldüreceğiz! Bu insanlığın insanlığa açtığı bir savaş ve ancak savaşacak kimse kalmadığında bitecek."
"Hayatına bir sürü insan girer ve çıkar! Binlercesi! Girebilsinler diye kapıyı açık tutman gereklidir. Ama bu aynı zamanda gitmelerine izin vermek de demektir."
"Umarım bir gün sen de sevdiğin biri için anlamadığın bir şey yapma deneyimini yaşarsın."
Oscar
Tuesday, September 11, 2012
aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın 2
Yaşamayı öğrenmenin bir ömür sürmesi ne üzücü, Oskar. Çünkü hayatımı yeniden yaşayabilsem, her şeyi farklı yapardım.
Hayatımı değiştirirdim.
Bana gülmesine aldırmadan öperdim piyano öğretmenimi.
Kendimi aptal durumuna düşürsem bile Mary ile beraber yatakta zıplardım.
Çirkin resimlerimi yollardım. Binlercesini.
Ne yapacaksın, diye yazdı.
Sana bağlı, dedim.
Eve gitmek istiyorum, yazdı.
Ev neresi sana?
En çok kuralın bulunduğu yer.
Anladım onu.
Ve daha çok kural koyacağız, dedim.
Evi daha ev kılmak için.
Evet.
Peki.
Hayatımı değiştirirdim.
Bana gülmesine aldırmadan öperdim piyano öğretmenimi.
Kendimi aptal durumuna düşürsem bile Mary ile beraber yatakta zıplardım.
Çirkin resimlerimi yollardım. Binlercesini.
Ne yapacaksın, diye yazdı.
Sana bağlı, dedim.
Eve gitmek istiyorum, yazdı.
Ev neresi sana?
En çok kuralın bulunduğu yer.
Anladım onu.
Ve daha çok kural koyacağız, dedim.
Evi daha ev kılmak için.
Evet.
Peki.
Monday, August 13, 2012
aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın
bazıları kitapları filmlere,
bazıları ise filmleri kitaplara...
tercih eder..
ben ilk gruptanım...
bazı kitapların adına vurulurum..
bazılarının kapağına..
bazısının konusuna..
bazılarının arka kapak yazısına..
aşağıdaki kitap ilk gruptan...
işte size hem filmini izlemeden önce bir nefeste okuyup bitirmek
hem de adını görür görmez almak istediğim bir kitap;
"aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın"
okuduktan sonra memnun kalırsam yorumlarımı ayrıca paylaşırım,
ancak şimdilik bu kitap önümdeki tatil silsilesinde,
okunacaklar listesinde,
bir numarada...
et voilà...
bazıları ise filmleri kitaplara...
tercih eder..
ben ilk gruptanım...
bazı kitapların adına vurulurum..
bazılarının kapağına..
bazısının konusuna..
bazılarının arka kapak yazısına..
aşağıdaki kitap ilk gruptan...
işte size hem filmini izlemeden önce bir nefeste okuyup bitirmek
hem de adını görür görmez almak istediğim bir kitap;
"aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın"
okuduktan sonra memnun kalırsam yorumlarımı ayrıca paylaşırım,
ancak şimdilik bu kitap önümdeki tatil silsilesinde,
okunacaklar listesinde,
bir numarada...
et voilà...
Monday, July 2, 2012
masumiyet müzesi..
adı Masumiyet Müzesi..
yeri Çukurcuma...
3 katlı tatlı bir bina..
kulağa tanıdık gelen romandan filmdi hep..
ama bu sefer romandan bir müze..
yazarı Orhan Pamuk...
konu klasik, ve tam benlik..
yıl 1950.. (evet, ben eskiyi hep çok sevdim)
değeri ancak kaybedildikten sonra anlaşılan bir kadın… adı Füsun…
Füsun’a vurgun bir adam… tanıdık bir ad.. Kemal…
ve pek tabi, Kemal’in Füsun’a aşkı…
kimine göre tutku kimine göre saplantı…
yine kavuşamayanlardan geliyor hikaye..
öyle bir hikaye ki; kaybettiğini anladıktan sonra yapılan niyeti gizli ziyaretler..
sırf O’nu hatırlatsın diye gizlice toplanan O’na ait objeler..
tam 4.213 adet izmarit mesela…
ve O’nun eşyalarından bu müze..
masum bir müze..
Müzeyle Orhan Pamuk bizzat kendisi ilgilenmiş, yazarın da farklı bir tarafını görmek kaçınılmaz bu nedenle..
Müzede beni en çok vuran cümle..
Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca…
evet, aslında her şey bu kadar basit..
Friday, June 22, 2012
P*ç güveysinden hallice..
Mühendis kişiliğim hayatımın (tamamına değil belki ama) çoğuna sindiğinden olsa gerek, kitapları altını çizerek okurum… Çekmecemi karıştırırken geçen senenin “yaz konseptli” kitaplarından birini buldum… Kitabı beğendim desem yalan olur ama altını çizdiğim cümle gayet güzel J
“Ne tuhaftır, insan kaç yaşında olursa olsun, canı sıkkın olduğu veya kendini kötü hissettiği zaman, annesinin tesellisine muhtaçtır.”
“Ne tuhaftır, insan kaç yaşında olursa olsun, canı sıkkın olduğu veya kendini kötü hissettiği zaman, annesinin tesellisine muhtaçtır.”
Tuesday, June 19, 2012
veronika decide morrer
Başlandığı gibi biten kitaplar vardır...
Basit bir dille anlatılan, sürekleyici hikayeler...
Bence bu kitap onlardan biri...
Umutsuz gibi görünen, ama damardan umut veren...
Basit bir dille anlatılan, sürekleyici hikayeler...
Bence bu kitap onlardan biri...
Umutsuz gibi görünen, ama damardan umut veren...
Saturday, June 9, 2012
le Petit Prince
Bu resme baktığınızda siz ne görüyorsunuz?
"It is only with the heart that one can see rightly; what is essential is invisible to the eye."
Eğer şapka görüyorsanız siz de bendensiniz. Ama O, fil yutmuş bir yılan görüyor...
Bence herkes O'nu anlayabilir olduğunda, bir gün, okumalı... le Petit Prince...
Subscribe to:
Posts (Atom)













