Showing posts with label oradan buradan. Show all posts
Showing posts with label oradan buradan. Show all posts

Sunday, November 1, 2015

balıklı takvim :]

Siz de benim gibi hangi mevsimde hangi balık yenir, hangi mevsimde hangi sebze alınır bilmeyenlerdenseniz buradan buyrun :]

Balıklı takvim

Nasıl saklanmalı? 

Thursday, October 22, 2015

yeni oyunum: cooking fever... dikkat, bağımlılık yapabilir!

Oyunlarla pek alakam yoktur, ama buna gerçekten sardım.. :)
Adı cooking fever...
Farklı restaurantlardan birini satın alarak oyna başlıyorsun..
Amacın hangi restaurant olursa olsun siparişleri doğru bir şekilde doğru bir sırayla müşterilere yetiştirmek ve para kazanmak..
Sipariş yanlış olduğunda ya da müşterileri haddinden fazla beklettiğinde onları oflata puflata kaçırıyorsun...
Kazandığın parayı ise restaurantını yenileyip müşteri çekmekte, mutfaktaki çeşitleri arttırmakta, ekipmanı genişletmekte ya da yeni restaurant satın almakta kullanıyorsun...
Ben baya eğleniyorum...
Kesinlikle denemeye değer!

Cooking Fever

Wednesday, June 12, 2013

o la la..

yaz sen ne güzelsin bir mevsimsin... :)


madrid is calling...

bu fincanları Madrid'den almıştım... 2009'da...
hiç kullanmadığımı fark edince kendime bir türk kahvesi yaptım hemen,
en köpüksüzünden.. :) sonra da bir güzel höpürdettim..
iremlovestürkkahvesi... iremkalptürkkahvesi... :)

bu baharın en güzel çiçekleri...

nasıl güzeller.. var mı daha ötesi...

pilates :)

baktıkça bakasım geliyor arkadaş... pembe rengi de sevmem halbuki... ama çok şirin değiller mi? :)

pink

Sunday, February 3, 2013

oradan buradan..

Film! Oscar gecesine sayılı günler kala benim salonda da hareketlilik tam gaz devam :) Adayları hala bitiremedim ancak şimdilik en yüksek ihtimali verdiğim film kesinlikle Lincoln... Adından da anlaşılacağı üzere Amerikanın suikasta kurban giden ilk devlet başkanı Abraham Lincoln döneminden bir kesit anlatılıyor... Ne diyebilirim ki, oyunculuk efsane... bir de Oscar'da Amerika'yı öven filmlerin prim yaptığını hesaba katarsak bu filmin gideri var derim...


Film izlemek dışında neler yapıyorum?? kayak sezonunu tam olarak açmış durumdayım... özellikle hava güzelse, çek havayı içine, iyice... modunu hep sevdim, hep de sevicem! :] açık hava olmadan yaşayamıyorum... Kayak için Kartalkaya artık pistlerini ezbere bildiğimden, vazgeçilmez kayak merkezim olmuş durumda... ister hafta içi, ister hafta sonu, ister günübirlik, bir çok alternatif mevcut.. benim gibi kayak severler için bir de dip not... Garanti emeklilik müşterisiyseniz ya da müşterisi olan tanıdıklarınız varsa fiyat piyasanın oldukça altına inebiliyor....





Bunun dışında ufak tefek yemek denemelerimden de bahsetmeden geçemeyeceğim :] henüz "beginner" seviyesindeyim ama yine de yaptıklarım yenebiliyor :D

şimdilik bu kadar sevgili blog... işten fırsat bulup da tekrar yazana kadar hoşça kal... ve de herkese iyi haftalar! :]

Wednesday, January 23, 2013

seramik for dummies... :)

hafta sonu 5 saatlik bir seramik kursuna gittim...
daha öncesinde seramik nedir bilmişliğim,
o çamuru elime almışlığım yok...

bu kurstan sonra becerilerimi gayet net anladığımdan olsa gerek,
bir daha seramik tecrübesi yaşayacağımı zannettiğim de yok :]

amma velakinnn...
değişiklik yapmanın,
yeni deneyimler edinmenin,
insanı gündelik karmaşalardan uzaklaştırdığını da söylemeden geçemeyeceğim :] :]

bizim hedef sanat eserimiz Renoir'ın meyve tabağı resmiydi...
tabi hiçbirimizin "eseri" resmin orjinal haline benzemedi :D
asıl görüntü fırında pişip kuruyunca netleşecek,
ancak vaziyet şimdilik aşağıdaki gibi...
son durumları ise merakla bekliyoruz biz de..
inşallah evin bir yerlerine koyabilecek kadar düzgün olurlar...
özellikle narlardan ümitliyim :]
evime "bereket" koyacağım, görürsünüz! :]

kahve elma nar :]

elma ve nar Renoir'in meyve tabağıyla... 
aslında düşündüm de, en kolayı patates yapmak olurdu galiba :]


boyadan sonra bizimkiler...

ve masamızın son hali...

Friday, January 11, 2013

aşıklar köprüsü...

Paris'te bir köprü var...
adı "pont des arts"... yani "sanat köprüsü"...
ama aynen italyadaki aşıklar çeşmesi gibi,
bu da aşıklar köprüsü olarak yerleşmiş halk arasında :]
"Ile de la Cité" denen şehrin en en merkezinin o taraflarda...
konsept şu:
kilidinizi alıyorsunuz, 
üstüne adınızı yazıp köprünün tel örgülerine takıyorsunuz...
anahtar da cumburlop Sein nehrine...
ve böylece aşkınız ölümsüz oluyor...
tam benlik bir hikaye :]
ne yapayım ba yı lı yo rum böyle şehir efsanelerine.. :] 

pont des arts 1

pont des arts 2

Friday, December 21, 2012

new year 2013 wishes!

işte yeni yil adetlerinden bir digeri!

sevgili çakma dilek ağacı... lütfen bana 2013'te sağlık, aşk, para, mutluluk, şans ve başarı getir :)

bence yeni bir yıla girerken siz de beklenenleri ve istenenleri düşünmeyi -ve pek tabi dilemeyi- ihmal etmeyin...


Monday, December 10, 2012

renkler...

renkler... ne güzeller...

yeni yıl!

işte size en sevdiğim yeni yıl konsepti... :]
eve çiçek almayı oldum olası seven biri olarak boş bir masa ortasına kocaman bir yeni yıl çiçeği...
tam bana göre...

Friday, November 16, 2012

new year @ starbucks

ben starbucks'lardaki yeni yıl konseptli bardakları,
arkada mırıldanan yeni yıl şarkılarını seviyorum.. fazlasıyla :]

Monday, November 5, 2012

Tuesday, October 16, 2012

Ganeşa!

okumayı... yazmayı... izlemeyi.. öğrenmeyi..
seven bi insanım vesselam...
bunun bende sonu yok.. 

şu sıralar hint mitolojisine sarmış durumdayım...
gerçek olduğuna inanamayacak kadar görsel,
bir o kadar da enteresan gelen konular var..
tuhaf ve güzel hislerden gelsin;
işte karşınızda, Tanrı Ganeşa!

sembol olarak yarı insan yarı fil, Ganeşa..
Hindu inancında bilgelik tarısını simgeliyor..
kocaman bir göbeği ve 4 kolu,
bunların her birinin ise anlamı var…

Ganeşa'nın;
göbeği hayattaki tüm acıların sindirebileceğini,
büyük fil kafası aklı,
büyük kulakları tüm duaları duyabileceğini,
bir elindeki balta engelleri yok edebileceğini,
diğer elindeki kamçı insanın Tanrı'ya bağlanmasını,
öne bakan üçüncü eli koruyuculuğu,
dördüncü elindeki lotus çiçeği ise insanın hayattaki amacının ruh evrimini tamamlamak olduğunu
ifade ediyor...

Ganeşa'nın bir diğer özelliği de kendisine göre ufacık tefecik bir fareye binmesi...
bu ise aklın cehalet karşısındaki üstünlüğünü gösteriyor...

Ganeşa'nın hayata gelişi Mumbai'de,
Eylül başında, 
10 günlük bir festival ile kutlanıyor..
Festival için çeşitli boylarda Ganeşa heykelleri hazırlanıyor.
Bu heykeller 5, 7 veya 9 gün evlerin en değerli köşelerinde bekletildikten sonra,
okyanusa bırakılıyor...
ve Ganeşa suya kavuşuyor...

sizce de enteresan değil mi?

Sunday, October 14, 2012

kusur...

Vanessa Paradis'in aşağıdaki fotoğrafına bakarken düşündüm de;
ben kesinlikle kusur seviyorum...

Monday, September 17, 2012

Yaşlılık

Zülfü Livaneli'nin Yaşlılık adlı yazısını okudum bugün…
Yazının adı Yaşlılık olunca insanın kendi yaşlılığını düşünmesi de kaçınılmaz oluyor tabi ki…

henüz 20’li yaşların ikinci yarısındayken bile hayatın git gide daha güzel olduğunu düşünenlerdenim ben…
yaşlandığımdan değil, büyüyüp serpildiğimden J...
çünkü bence olgunlaştıkça insan, kime/neye ne kadar değer vereceğini,
ne için üzülüp sevineceğini...
daha iyi hesaplıyor…
eskiden dert edileni artık takmıyor...
olgunlaştıkça kendi değerini daha iyi anlıyor…
onu mutlu eden şeyi… onu mutlu eden insanı… ayırt edebiliyor…

yaşlılığıma gelecek olursak yeniden…
kısmet olur da görürsek eğer...
bence keyifli olacak yaşlılık…
Zülfücüğümün de yazısında belirttiği gibi, aynen,
değerlendirilen değil, değerlendiren olmak, kolay gelecek bizlere..
"hoca hep bildiğim yerlerden sordu" hissi verecek…
gençliğe göre hırslar, beklentiler azalacak…
önümüzde elde edilecekler değil, ardımızda elde edilmişler olacak…
güzel olacak…
sağlık, bir de pek tabi birlikte yaşlanmak istediklerin varsa yanında,
yenmeyecek tadından… yaşlılığın… bence...